Bazen durup bakıyorum da, etrafımız ne ara bu kadar "oyuncu" ile doldu? Kimin gerçek, kimin maskeli olduğunu anlamak için artık alim olmaya gerek yok; çünkü samimiyet artık bu topraklarda en nadir bulunan maden haline geldi. İnsanlar, cebindeki paradan çok, yüzündeki maskeleri değiştirir olmuş.
Sahi, siz kime, neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz?
Dışarı çıktığınızda o kadar kibar, o kadar anlayışlı, o kadar "insan" görünüyorsunuz ki; gören sizi dünya barışının elçisi sanır. Sosyal medyada attığınız o sahte mutluluk pozları, yazdığınız o derinlikli ama içi boş cümleler... Hepsi birer vitrin. El alem sizi alkışlasın, "ne kadar da beyefendi/hanımefendi" desin diye sergilenen ucuz bir tiyatro. Dışarıya karşı melek kesilen o dilleriniz, nedense hakikate gelince lal oluyor.
Peki ya o şatafatlı vitrinden çıkıp evin kapısını kapattığınızda ne oluyor? Dışarıdaki o "pamuk kalpli" insan gidiyor, yerine evindekilere hayatı zindan eden, en yakınlarını kırmaktan çekinmeyen, tahammülsüz bir figüran geliyor. Elin adamına gösterdiğiniz o sonsuz sabrı, neden sizi canından çok seven eşinizden, çocuğunuzdan esirgiyorsunuz? Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür ki; yabancıya "baş üstüne", canına "yeter artık" diyebiliyorsunuz?
İşin en acı tarafı ise şu: Artık iki yüzlülük de yetmiyor, "üç yüzlü" bir dünya kurdunuz. Bir yüzünüz dışarıya, bir yüzünüz ailenize, bir yüzünüz de o aynadaki karanlık boşluğa bakıyor. Kendinize bile yalan söyler hale geldiniz. Gece başınızı yastığa koyduğunuzda o aynadaki yüzle nasıl hesaplaşıyorsunuz? Yoksa o kadar çok maske üst üste bindi ki, kendi gerçek yüzünüzü siz bile mi unuttunuz?
Bu bir feryattır; çünkü artık samimiyetin kokusunu özledik. İçindeki neyse dışındaki de o olan, eğilmeyen, bükülmeyen, başkası ne der diye ruhunu satmayan insanlara hasret kaldık. Sahte nezaketleriniz, kurgu mutluluklarınız ve o kahpece sergilediğiniz tutarsızlıklarınız artık mide bulandırıyor.
Unutmayın; vitrin ne kadar parlak olursa olsun, içindeki mal çürükse o dükkan batmaya mahkumdur. Maskelerinizi indirin ya da o maskelerin altında çürüyüp gitmeyi kabul edin. Bizden söylemesi; bu kadar çok yüzle yaşamak sadece ruhunuzu değil, insanlığınızı da bitiriyor.
Biraz olsun kendiniz olun. Eğer becerebilirseniz...
Elin alkışına kanıp, evindekini yakma. Dışarıdaki o sahte nezaketi değil, içindeki gerçek merhameti kuşan. Unutma ki; herkes gider, maskeler düşer, geriye sadece o dürüst duruşun kalır. İki yüzlü, hatta üç yüzlü bir kalabalığın içinde "tek yüzlü" bir insan olarak kalabilmek, bu devirde kazanılacak en büyük zaferdir. Kendin olmaktan korkma, çünkü sahte bir zirvedense, dürüst bir yalnızlık her zaman daha onurludur.
Malatya Beyan Haber İmtiyaz Sahibi Özkan KOÇ




