Dün sabah trafikteyim... Yeşil ışık yanar yanmaz önümdeki araç hareket etmedi diye kornaya nasıl asıldığımı fark edince bir an durup kendimden utandım. Alt tarafı iki saniye... Sadece iki saniye bekleyemediğim için tansiyonum çıkmış, sabah sabah huzurum kaçmıştı. Dikiz aynasından kendime baktım: "Nereye yetişiyorsun?" diye sordum. Cevap yoktu. Sadece anlamsız bir telaş, bir yerlere geç kalma korkusu...
Artık hayatı yaşamıyoruz, adeta içinden bir mermi gibi geçip gidiyoruz. Her şeyin "en hızlısı" kıymetli şimdi. İnternet hızlı olsun, yemek hemen gelsin, karşımızdaki lafı uzatmasın, dizi bir oturuşta bitsin... Hızlandıkça vakit kazandığımızı sanıyoruz ama aslında en büyük servetimizi, yani "o anı" kaybediyoruz. Durup bir çiçeği koklamak, yağmuru izlemek ya da sadece hiçbir şey yapmadan oturmak artık bir lüks, hatta bir "zaman günahı" gibi görülüyor.
İşin acı tarafı, bu sürat bizi sadece sabırsız değil, yüzeysel de yaptı. Birine "Nasılsın?" diye soruyoruz ama cevabını bekleyecek mecalimiz yok. "İyidir" deyip geçsin istiyoruz; çünkü iki çift lafın belini kıracak o geniş zamanları çoktan çöpe attık. Gazetecilikte de durum farklı değil. Bir haberi tartmak, doğruluğuna bakmak yerine "en önce ben paylaşayım" yarışındayız. Maalesef hız, hakikatin en büyük düşmanı oldu.
Ben artık bu yarıştan yorulmaya başladığımı hissediyorum. Bir yerlere yetişirken yanından geçtiğim ağaçları, dostlarımın yüzündeki yorgun çizgileri, çocukların o hesapsız neşesini ıskalamak istemiyorum. Hayat, biz onu en hızlı şekilde tüketmeye çalışırken avucumuzdan kayıp giden bir kum saati gibi. Üstelik o saati ters çevirme şansımız da yok.
Belki de kendimize bir iyilik yapmalı ve bazen bilerek yavaşlamalıyız. Telefonu evde bırakıp yürümeli, çayın demlenmesini sabırla beklemeli, bir kitabı sindire sindire okumalıyız. Çünkü hayat koşarken değil; durup nefes aldığımızda, o anın tadına vardığımızda gerçekten başlıyor.
Siz bugün kendiniz için ne kadar durdunuz? Eğer bu satırları okurken bile bir sonraki işinizi düşünüyorsanız, gelin beraber bir nefes alalım. Dünya biz yavaşlasak da dönmeye devam edecek; ama biz yavaşlamazsak dünyayı hiç göremeyeceğiz.




