Geçen gün yanımda bir arkadaşımla çarşı merkezine doğru yürüyoruz. Bir ara duraksadım, bir yer tarif edecek oldum, "Hani tam şurada eski bir pasaj vardı, köşesinde de o meşhur ayakkabı tamircisi otururdu..." dedim. Sustum. Ne pasaj kalmış ne de o köşe. Arkadaşım yüzüme baktı, ben boşluğa baktım. O an anladım ki biz Malatya’da sadece evlerimizi, dükkânlarımızı kaybetmedik; biz bu şehrin üzerindeki "kerteriz" noktalarımızı, yani hafızamızın haritasını kaybettik.
Şimdi nereye baksak devasa boşluklar ya da birbirinin aynısı gri toz bulutları görüyoruz. Eskiden birine adres tarif ederken "Hürriyet Parkı’ndan yukarı çık, sağdaki ikinci büyük binayı geç" derdik. Şimdi ne o bina var ne de o binanın bizde bıraktığı bir anı izi. İnsanın doğup büyüdüğü, her sokağını ezbere bildiği şehirde yabancı gibi hissetmesi ne kadar zormuş meğer. Adımlarımız alışkanlıkla eski yollara gidiyor ama gözümüz o tanıdık silüetleri aradığında boşluğa çarpıyor.
Gazetelerde, internet sitelerinde sürekli rakamlar havada uçuşuyor: "Şu kadar konut yapıldı, bu kadar metreküp beton döküldü." Elbette bunlar önemli, başımızı sokacak bir çatıya ihtiyacımız var. Ama kimse bu şehrin ruhunun, o küçük esnaf dükkânlarının camındaki bir afişte, bir çıkmaz sokağın başındaki o yaşlı ağaçta gizli olduğunu yazmıyor. Gazetecilik dediğimiz şey, sadece biten binaları müjdelemek değil, o binalar yükselirken bizden eksilen o "aidiyet" duygusunu da kayıt altına almaktır bana kalırsa.
Benim asıl korkum, yeni Malatya kurulduğunda her şeyin pırıl pırıl ama ruhsuz olması. Bir şehrin kimliği sadece imar planlarıyla çizilmez; o şehirde yaşanan hikâyelerle, o sokaklarda atılan kahkahalarla şekillenir. Şimdi biz o boşluklara bakarken aslında geçmişimizi arıyoruz. Sıtmapınarı’nın o kendine has telaşını, Akpınar’ın karmaşasındaki o samimiyeti yeni beton blokların arasında nasıl bulacağız?
Demem o ki; biz bugün sadece toz yutarak yürümüyoruz bu sokaklarda, aynı zamanda bir yas tutuyoruz. Kaybolan sadece binalar değil, bizim çocukluğumuz, gençliğimiz ve o meşhur "Malatyalılık" duruşunun mekanları... Yarın öbür gün her yer çiçek gibi olduğunda bile, o eski köşedeki ayakkabı tamircisinin dükkânını, o yıkılan pasajın serinliğini hep arayacağız.
Şehri inşa edenlerden tek ricam; sadece binaları dikmesinler, bizim anılarımıza da bir parça yer bıraksınlar. Çünkü biz Malatyalıyız; toprağımıza bağlı olduğumuz kadar, o toprağın üzerindeki hatıralarımıza da sımsıkı bağlıyız.




